GÜNDEM
Dr. Büşra Üzehan yazdı: Çözüm Arayışından Kimlik Mücadelesine: Kıbrıs’ın Yeni Yüzyılı
29 Ekim 2025 tarihinde Suriye’nin Kosova Cumhuriyeti’ni resmen tanıması, dünya diplomasisinde dikkat çekici bir dönüm noktası oldu. Savaşın yaralarını hâlâ saramamış bir ülkenin, uluslararası arenada yeni bir devleti tanıma kararı alması, aslında bölgede değişen dengelerin bir göstergesiydi. Ancak bu gelişme, Kıbrıs Türk halkı açısından da düşündürücü bir karşılaştırmayı gündeme getirdi: 1983 yılında ilan edilen Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyeti’ni, aradan geçen 42 yıla rağmen Türkiye dışında hâlâ hiçbir ülke tanımadı.
Bu tanınma eksikliği, yalnızca diplomatik bir boşluk değil, aynı zamanda uluslararası sistemin çifte standardının da bir yansımasıdır. Suriye gibi istikrarsız ve savaş yorgunu bir ülke dahi yeni bir devleti tanıyabiliyorsa, Kıbrıs Türk halkının iradesi neden hâlâ yok sayılmaktadır?
2025’te yapılan KKTC Cumhurbaşkanlığı seçimleri, işte bu iki farklı ideolojik eksenin yeniden karşı karşıya geldiği bir dönem temsil etti. Bir yanda “atak diplomasi” adını verdiği yaklaşımla egemen eşitliğe dayalı iki devletli çözüm modelini savunan anlayış; diğer yanda ise “tarafsızlık” ve “şeffaflık” vurgusuyla federal çözüm fikrini öne çıkaran bir siyaset tarzı vardı. Halkın tercihi, Cumhuriyetçi Türk Partisi lideri Tufan Erhürman’dan yana oldu.
Tufan Hoca —“hoca” diyorum, çünkü 2006–2011 yılları arasında Doğu Akdeniz Üniversitesi Tarih Bölümü’nde lisans eğitimim sırasında kendisini tanıdım, yüksek lisans ve doktora süreçlerimde de ondan çok şey öğrendim— benim için her zaman saygı duyduğum bir akademisyendir. Ancak bir tarihçi olarak uzun yıllar boyunca yaptığım gözlemler, federal yönetim sisteminin Kıbrıs Türkleri için bir çözüme ulaşmadığını gösterdi. Bu nedenle, seçim sürecinde Erhürman’ın federal çözüm vurgusunu duyduğumda, bunun bizi yeniden bir çıkmaza sürükleyebileceği endişesini taşıyordum.
Tarih bize çok sayıda örnek sundu:
• 1948 Consultative Assembly,
• 1955–1956 Harding Proposals,
• 1956 Radcliffe Constitution,
• 1958 Macmillan Plan,
• 1960 Zürih–Londra Antlaşmaları (ve 1963’te Kıbrıs Cumhuriyeti’nin fiilen çöküşü),
• 1964 Acheson Plan,
• 1972 Clerides–Denktaş Görüşmeleri,
• 1975 Bi-Communal Arrangement,
• 1978 Anglo–American–Canadian Plan,
• 1981 Waldheim Değerlendirmesi,
• 1983 Perez de Cuellar Göstergeleri,
• 1985–1986 Consolidated Documents,
• 1992 Boutros–Ghali Set of Ideas,
• 2004 Annan Planı,
• 2015–2017 Crans–Montana Süreci…
Bu uzun müzakere zincirinde her defasında masadan kalkan taraf Rumlar olmuştur. Ancak seçimlerin ardından Erhürman’ın açıklamaları, benim kanaatimi kısmen değiştirdi. Kendisinin “Rum tarafı, Kıbrıs Türk halkını çözümsüzlüğe sürükledi; altı madde (siyasal eşitlik- süreyle sınırlı müzakereler- sonuç odaklı görüşmeler- BM destekli 3D güvenceleri- Türkiye’nin garantörlüğü- Crans Montana başlangıç noktası değil) kabul edilmedikçe masada olmayacağız” sözleri, pragmatik bir revizyonun işaretiydi. Bu da gösteriyor ki bilgi, her zaman yenilenmeye açık bir hazinedir.
Kıbrıs Türkü, bu seçimde yalnızca kendi geleceğine değil, aynı zamanda Türkiye’ye de bir mesaj vermiştir. Bu mesaj, bireylere değil, çözümsüzlüğe karşı bir duruşun ifadesidir.
9 Ekim’de KKTC’de katıldığım bir sempozyumda, ada halkının yaşadığı ekonomik sıkıntılar açıkça gözlemlenebiliyordu. Türkiye Cumhuriyeti’nin, ilaç ithalatında KKTC’yi “yabancı ülke” statüsünde değerlendirmesi, sağlık sisteminde ciddi tedarik sorunlarına yol açmış durumda. Aynı zamanda, Doğu Akdeniz Üniversitesi’nde öğrencilik yaptığım dönem ile bugün arasında geçen yıllar içinde artan göç, asayiş problemleri ve sosyal dengesizlikler, adada yeni bir toplumsal gerilim doğurmuş durumda.
Kıbrıs Türk halkı artık bireysel değil, toplumsal bir direniş bilinciyle hareket ediyor. Bunun en çarpıcı örneği ise İsias Katliamı oldu. 35 canın yitirilmesine yol açan bu acı olayda adaletin tam olarak sağlanamaması, halkın vicdanında derin bir iz bıraktı. Bu seçimde sandığa yansıyan duygulardan biri de buydu.
Güney Kıbrıs Rum Yönetimi (GKRY) lideri Nikos Hristodulidis, Ay. Dimitriu yortusunda yaptığı konuşmada “ülke topraklarının, Helenizmin önemli bir kısmının işgal altında bulunduğunu” söyleyerek, “bu yasa dışı durum sona ermedikçe yeniden birleşme için her şeyi yapacağız. Yunanistan ile sürekli koordine içerisinde bulunarak, ülkenin bağımsızlığının sağlanması ve Türk “işgalinin” sona erdirilmesi hedefleri için çalıştıklarını belirtti”. Bu, federal çözüm maskesi altında eski Yunan–Helen hegemonyasının yeniden üretildiğini gösteriyor.
KKTC Kurucu Cumhurbaşkanı Rauf Raif Denktaş’ın da dediği gibi:
“Yunanistan ve Rum tarafı faşist bir ideolojiye sahiptir; bu zihniyet değişmedikçe federal bir çözüm mümkün değildir.”
Bu sözlerin ne kadar doğru olduğunu Rum Savunma Bakanı Vasilis Palmas’ın geçen hafta yaptığı açıklama da kanıtladı. Palmas, GKRY’nin İsrail ile hem karadan hem havadan işbirliği içinde olduğunu, gerekirse “toprak bütünlüğü için saldırı amaçlı silahlanmanın” kaçınılmaz olduğunu söyledi. Oysa burada bahsettikleri “toprak bütünlüğü”, 1960 Kıbrıs Cumhuriyeti sınırlarıdır; yani tüm adayı kapsayan bir “Helen adası” hayali.
“Bu söylemler ve savunma politikaları, aslında Kıbrıs’ın güneyinde hâlâ canlı tutulan tarihsel bir zihniyetin yansımasıdır. Bu zihniyetin en somut örneği ise, Larnaka’daki Solomos Solomou Meydanı”nda yükselen bir heykelde saklıdır. 14 Ağustos 1996’da Derinya köyü sınır kapısında Türk bayrağını indirmeye çalışırken vurulan Solomos Solomou, Rum tarafınca “kahraman” ilan edilmiştir. Oysa bu heykel, bir bireyin anısını yaşatmaktan ziyade, Rum toplumuna Türk düşmanlığını nesiller boyu hatırlatacak bir sembol olarak inşa edilmiştir. Bu, ne yazık ki Kıbrıs’ta barış kültürünün gelişmesini engelleyen ideolojik bir mirasın göstergesidir.
Üstelik geçtiğimiz günlerde Yunanistan basınında çıkan haberlerde, Ege adalarının İsrail yapımı “Killer Drones” ile savunulacağı duyuruldu. Görünen o ki, Yunanistan ve GKRY, hem askeri hem ekonomik olarak İsrail ve ABD desteğini arkasına alma politikasını sürdürüyor.
Ben Crans–Montana sürecinde de söylemiştim, bugün yine söylüyorum: Federal yapı, Kıbrıs Türklerini oyalayan bir diplomatik söylemden öteye geçmemiştir. Kıbrıs Türkü, kendi anayasası, kendi başbakanı ve cumhurbaşkanıyla bağımsız bir cumhuriyetin halkıdır.
Artık Kıbrıs’ın geleceğini, inşaat projeleriyle değil; sanayi, üretim, eğitim ve diplomasiyle şekillendirmek gerekir. Ambargoların kalktığı, izolasyonların sona erdiği, refah seviyesi yüksek bir devlet hedefi, Kıbrıs Türkü’nün gerçek vizyonu olmalıdır.
“Federal çözüm” söylemi, bugüne kadar Rumların iştahını kabartmaktan öteye geçmedi. Türkiye ve Kıbrıs Türklerini zaman aşımına maruz bırakıp oyalama politikası güdüldü. Dileğim ve temennim, hem Kıbrıs Türkleri hem de garantör devlet Türkiye için tehlike arz edecek hiçbir belgeye imza atılmamasıdır.
Kıbrıs, tarihinin yeni bir evresine girerken; kuzey, kalıcı ve yapıcı bir çözüm arayışının merkezinde yer alıyor.
GÜNDEM
Yapay zeka dünyasında geleceği şekillendirecek tarihi dava
Dünyanın en büyük yapay zeka platformlarından ChatGPT’nin geliştiricisi OpenAI ile teknoloji milyarderi Elon Musk arasındaki hukuk mücadelesinde kritik aşamaya geçildi. Şirketin kuruluş felsefesinden saptığını savunan Musk ile yönetimi hedef alan suçlamaları reddeden OpenAI arasındaki dava, yapay zekanın geleceğini şekillendirecek.
İki dev isim arasındaki yol ayrımı, 2015 yılına dayanıyor.
OpenAI; Elon Musk, Sam Altman ve Greg Brockman tarafından “insanlığın yararına”, kâr amacı gütmeyen ve açık kaynaklı bir araştırma laboratuvarı olarak kuruldu.
Kuruluş aşamasında yaklaşık 38 milyon dolarlık finansman sağlayan ve şirketin ismini bizzat belirleyen Musk, yapay zekanın tek bir merkezin kontrolüne girmemesi gerektiğini savundu.
Ancak 2018 yılında Musk’ın yönetim kurulundan istifa etmesiyle dengeler değişti.
OpenAI’ın bir yıl sonra kâr amacı güden bir iştirak kurması ve Microsoft ile milyarlarca dolarlık ortaklık anlaşması imzalaması, Musk tarafından “kuruluş misyonuna ihanet” olarak nitelendirildi.
Musk, kamu yararı gözetilerek kurulan bir yapının ticari bir mülke dönüştürüldüğünü iddia ederek yargı sürecini başlattı.
Dava nasıl devam ediyor?
Kaliforniya’da görülen davada taraflar arasındaki gerilim her geçen gün tırmanıyor.
Musk, mahkemeye sunduğu ifadelerde şirketin “yağmalandığını” ve Microsoft’un kapalı kaynaklı bir yan kuruluşu haline geldiğini öne sürüyor.
150 milyar dolarlık rekor bir tazminat talep eden Musk, bu tutarın OpenAI’ın hayır kurumu koluna aktarılmasını istiyor.
OpenAI cephesi ise suçlamaları “tutarsız” olarak nitelendiriyor.
Şirket avukatları, Musk’ın geçmişte OpenAI’ı Tesla ile birleştirmek veya kâr odaklı bir yapıya dönüştürerek başına geçmek istediğini kanıtlayan e-postaları mahkemeye delil olarak sundu.
Savunma tarafı, davanın aslında bir prensip mücadelesi değil, Musk’ın kendi yapay zeka şirketi xAI’a avantaj sağlama çabası olduğunu savunuyor.
OpenAI davasının ikinci gününde Elon Musk tanık kürsüsüne çıktı.
OpenAI CEO’su Sam Altman’ı kurdukları vakfın kâr amacı gütmeyen yapısını bozarak “kamuoyuna ihanet etmekle” suçlayan Musk, çapraz sorgu sırasında şirketin avukatıyla sert tartışmalar yaşadı.
1 milyar dolarlık vaat ve “itibar” tartışması
Duruşmada öne çıkan başlıklardan biri, Musk’ın başlangıçta vaat ettiği 1 milyar dolarlık finansal destek oldu.
Sam Altman’ın avukatları, Musk’ın bu vaadi hiçbir zaman yerine getirmediğini savunurken; Musk, ekibe güvenini kaybettiği için vaadinden döndüğünü kabul etti.
Toplamda 38 milyon dolar nakdi yardımda bulunduğunu belirten Musk, bunun yanı sıra markasının gücü, işe alım çabaları ve bağlantıları gibi “itibari katkılarının” değerine dikkat çekti. Hakim, Musk’ın bu savunmaları üzerine birkaç kez doğrudan sorulara yanıt vermesi konusunda uyarıda bulunmak zorunda kaldı.
Bundan sonra ne olacak?
Yapay zeka dünyasının sonucuna kilitlendiği davada kararın Mayıs ayı ortasında açıklanması bekleniyor.
Mahkemeden çıkacak karar, teknoloji dünyasında taşları yerinden oynatacak nitelikte.
Olası bir “kuruluş senedi ihlali” kararı, OpenAI’ın yönetim yapısının tamamen değişmesine ve Sam Altman dahil mevcut yöneticilerin görevden alınmasına yol açabilir.
Ayrıca, şirketin 2026 sonunda planladığı ve 1 trilyon dolarlık bir değerlemeye ulaşması beklenen halka arz süreci de yargı kararıyla tehlikeye girebilir.
Uzmanlar, davanın sonucunun yapay zeka teknolojisinin “kamu malı” mı yoksa “ticari bir ürün” mü olduğu tartışmasına son noktayı koyacağını belirtiyor.
GÜNDEM
Alparslan Bayraktar: KKTC’ye doğal gaz boru hattı için çalışma yürütülüyor
Türkiye Enerji Bakanı Alparslan Bayraktar, Akdeniz’de arama faaliyetlerinin sürdüğünü belirterek, KKTC’ye doğal gaz boru hattı projesi üzerinde çalışıldığını ve mühendislik sürecinin BOTAŞ tarafından yürütüldüğünü açıkladı.
GÜNDEM
“Meclis kürsüsü hedef gösterme yeri değildir”
NorthernLand Group Yönetim Kurulu Başkanı Koral Bozkurt, CTP Milletvekili Fide Kürşat’ın Pera Mackenzie’ye ilişkin “peşkeş” iddiasını reddederek, işletmenin ihale ve sözleşme kapsamında yasal zeminde faaliyet gösterdiğini açıkladı. Bozkurt “Meclis kürsüsü, bilgi sahibi olunmadan insanların ve kurumların hedef gösterileceği yer değildir” ifadelerini kullandı
NorthernLand Group Yönetim Kurulu Başkanı Koral Bozkurt, Cumhuriyetçi Türk Partisi İskele Milletvekili Fide Kürşat’ın Meclis kürsüsünde Pera Mackenzie işletmesine ilişkin kullandığı “peşkeş çekiliyor” ifadesine yazılı açıklamayla yanıt verdi.
Bozkurt, açıklamasında söz konusu ifadeyi “üzüntü ve esefle karşıladıklarını” belirterek, bu açıklamayı şiddetle kınadıklarını ifade etti.
Kamuoyunun doğru bilgilendirilmesi adına açıklama yaptıklarını belirten Bozkurt, Pera Mackenzie’nin 2022 yılında İskele Belediyesi tarafından ihaleye çıkarıldığını ve şirketlerinin ihale şartları kapsamında ihaleyi kazandığını kaydetti. İşletmenin bugün İskele Belediyesi ile yapılan resmi sözleşme çerçevesinde, tamamen yasal zeminde ve şeffaf ticari koşullar kapsamında faaliyet gösterdiğini vurguladı.
Bozkurt, ülkedeki benzer turizm alanlarının kira koşulları metrekare bazında değerlendirildiğinde, şirketlerinin ödediği bedelin standartların üzerinde olduğunu ifade etti. Ayrıca son üç yılda belediyeye toplam 22 milyon 378 bin 589 TL, yalnızca 2025 yılı içerisinde ise 10 milyon 700 bin 559 TL ödeme yapıldığını belirtti.
Resmi sözleşmeye dayalı ve tüm mali yükümlülüklerini yerine getiren bir yatırım için “peşkeş” ifadesinin kullanılmasının gerçeklerden kopuk, mesnetsiz ve kabul edilemez bir itham olduğunu kaydeden Bozkurt, ortada kamu zararına sebep olan, gizli yürütülen ya da karşılıksız devredilmiş herhangi bir süreç bulunmadığını ifade etti.
Bozkurt, söz konusu işletme modelinin belediyeye düzenli gelir sağlayan, bölge ekonomisine katkı sunan, istihdam yaratan ve turizme değer katan yasal bir yatırım süreci olduğunu belirtti.
“Peşkeş” kelimesinin kamu malının usulsüz veya haksız şekilde devredildiği anlamı taşıdığına dikkat çeken Bozkurt, herhangi bir somut belgeye, veriye ya da hukuki dayanağa başvurulmadan bu ifadenin kullanılmasının sorumsuzluk olduğunu savundu.
Fide Kürşat’ın, milletvekili olduğu bölgeyle ilgili böylesine ağır bir ithamda bulunmadan önce ihale koşullarını, metrekare bazında ödenen bedeli, belediyeye sağlanan geliri ve yatırımın bölge ekonomisine katkısını araştırması gerektiğini ifade eden Bozkurt, yapılan açıklamanın siyasi sorumlulukla bağdaşmadığını ileri sürdü.
Açıklamada, konuya ilişkin bilgi eksikliği bulunduğu ve araştırma yapılmadan iddialar ortaya atıldığı savunularak, bu tür ifadelerin Meclis kürsüsünün ciddiyetiyle bağdaşmadığı belirtildi.
Bozkurt, Pera Mackenzie’de ortaya çıkan değerin yalnızca ticari faaliyet olmadığını, çalışanların emeği, bölge esnafının katkısı, tedarikçilerin desteği, belediyeye sağlanan düzenli gelir ve turizmin gelişimiyle oluşan ortak bir kazanım olduğunu ifade etti.
Şirket olarak faaliyetlerini yasal zeminde, şeffaflık ilkesiyle ve kamu yararını gözeterek sürdüreceklerini belirten Bozkurt, şirketlerinin, markalarının ve çalışanlarının itibarını hedef alan asılsız iddialar karşısında sessiz kalmayacaklarını vurguladı.
Bozkurt, kamuoyunu yanıltan, gerçekleri çarpıtan ve yatırımcıyı haksız şekilde töhmet altında bırakan açıklamaları bir kez daha kınadıklarını belirterek, tüm hukuki ve kurumsal haklarını saklı tuttuklarını kamuoyuna duyurdu.
Açıklamada ayrıca, yerli yatırımcıların hedef gösterilmesinin ülkeye hizmet etmeyeceği ifade edilerek, istihdam sağlayan, belediyeye düzenli gelir kazandıran, vergi ödeyen ve turizme katkı sunan yatırımların itibarsızlaştırılmasının ne kamu yararına ne de ülke ekonomisine katkı sağlayacağı kaydedildi.
-
GÜNDEM1 hafta ago“Şans oyunları sektörü, tamamlayıcı sektör olarak ele alınmalı”
-
GÜNDEM1 hafta agoKolan’dan çocuklara özel anlamlı etkinlik
-
GÜNDEM1 hafta agoViopa Global ve Lex Home’dan büyük yatırım lansmanı
-
GÜNDEM1 hafta ago“Dışarıda Ateşkes, İçeride Rezervasyon Savaşı”
-
GÜNDEM1 hafta agoSalut’ta coşku hiç bitmiyor
-
GÜNDEM5 gün agoNEU EVENT PARK’TA MANIFEST FIRTINASI ESTİ
-
GÜNDEM4 gün agoAlbank’tan hizmet ağına bir halka daha
-
GÜNDEM4 gün agoMerit Poker Classic’e 34 Ülkeden Yoğun Katılım
